İçeriğe geç

Eklemlerden ses gelmesi için hangi doktora gidilir ?

Eklemlerden Ses Gelmesi İçin Hangi Doktora Gidilir? Bir Edebiyat Perspektifi

Kelimeler bazen bir eklem gibi çalışır: yerinden oynadığında ses çıkarır, birbirine sürtündüğünde anlam üretir. Anlatılar da böyledir; sessiz sandığımız bedenlerin, görmezden geldiğimiz ayrıntıların içinden bir tıkırtı yükselir. Günlük hayatın sıradan bir şikâyeti gibi görünen “eklemlerden ses gelmesi”, edebiyatın merceğinden bakıldığında bedeni bir metin, sesi bir anlatı işareti hâline getirir. Bu yazı, tıbbi bir soruyu edebî bir yolculuğa dönüştürürken, okuru hem anlamın hem de bedenin izini sürmeye davet ediyor.
Beden Bir Metin midir?

Edebiyat uzun zamandır bedeni bir anlatı alanı olarak görür. Antik tragedyalardan modern romanlara kadar insan bedeni, çatışmaların, kırılmaların ve dönüşümlerin sahnesidir. Dizden gelen bir çıtırtı, omuzda yankılanan bir kütürtü, yalnızca fizyolojik bir durum değil; anlatının içinde bir sembol olarak okunabilir. Tıpkı Dostoyevski’nin karakterlerinde olduğu gibi, beden de konuşur; bazen acıyla, bazen sesle.

Eklemlerden gelen sesler, edebî düzlemde “bozulmuş ritim” gibidir. Metnin akışı içinde beklenmedik bir duraklama, bir parantez açılması… Okur nasıl metindeki bu kırılmayı fark ederse, kişi de bedenindeki bu sesi fark eder. İşte bu fark ediş, anlatının —ve tedavinin— başlangıcıdır.
Eklemlerden Ses Gelmesi: Anlamın Anatomisi
Ses Bir İşaret midir?

Yapısalcı edebiyat kuramı, her sesi bir gösterge olarak ele alır. Ferdinand de Saussure’ün dil kuramında olduğu gibi, ses ile anlam arasındaki bağ keyfî ama işlevseldir. Eklemlerden gelen ses de böyledir: her zaman bir hastalığı göstermez, fakat dikkate alınması gereken bir işarettir.

Tıpta bu durum çoğu zaman “krepitasyon”, “eklem çıtırtısı” ya da “eklemden ses gelmesi” olarak adlandırılır. Günlük dildeyse daha şiirseldir: “Dizim konuşuyor”, “Omzum ses veriyor.” Dil, bedeni anlatıya dönüştürür.
Hangi Doktora Gidilir?

Metnin bu noktasında anlatı, gerçekliğe yaklaşır. Çünkü her anlatının bir çözüm düğümü vardır.

– Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı:

Eklemlerden ses gelmesi denildiğinde ilk başvurulacak bölüm genellikle ortopedidir. Kemikler, eklemler, bağlar ve kıkırdaklar bu uzmanlığın alanına girer. Menisküs sorunları, kıkırdak aşınmaları ya da eklem yapısındaki mekanik problemler, bu anlatının ana karakterleridir.

– Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı:

Eğer sesle birlikte ağrı, hareket kısıtlılığı ya da kas zayıflığı varsa, fizik tedavi anlatıya yeni bir bakış açısı ekler. Bu disiplin, bedeni yalnızca bozuk bir mekanizma olarak değil, yeniden eğitilebilir bir anlatı olarak görür.

– Romatoloji Uzmanı:

Sesin ardında iltihaplı romatizmal hastalıklar, eklem iltihapları ya da otoimmün süreçler varsa, romatoloji devreye girer. Burada beden, modernist bir roman gibi karmaşık ve çok katmanlıdır.

Bu üç uzmanlık alanı, aynı metni farklı anlatı teknikleri ile okur; biri yapıya, biri işleve, diğeri derin anlamlara bakar.
Türler Arası Bir Okuma: Eklemler ve Edebî Formlar
Realizm: Günlük Hayatın Çıtırtısı

Realist edebiyatta beden sıradandır. Balzac’ın ya da Orhan Kemal’in dünyasında eklem sesi, yaşlanmanın doğal bir parçası olabilir. Sabah kalkarken dizden gelen ses, hayatın yorgunluğuna eklenmiş küçük bir dipnottur. Bu türde eklemlerden ses gelmesi çoğu zaman masumdur; gaz kabarcıklarının patlaması, bağların hareketi gibi fizyolojik nedenlere dayanır.
Modernizm: İç Ses ve Bedensel Yabancılaşma

Modernist metinlerdeyse beden yabancılaşır. Kafka’nın karakterleri gibi, kişi bedenini tanıyamaz hâle gelir. Eklemlerden gelen ses burada bir huzursuzluk yaratır: “Bedenim bana ait mi?” sorusu belirir. Ağrısız ama sürekli bir ses, bilinç akışı tekniğiyle okurun zihninde yankılanır.
Postmodernizm: Parçalanmış Beden, Çoğul Anlam

Postmodern anlatılarda kesin cevaplar yoktur. Eklemlerden ses gelmesi hem önemsizdir hem de büyük bir anlatının parçası olabilir. Bir doktor “normal” derken, diğeri başka bir ihtimali gündeme getirir. Bu belirsizlik, metnin kendisi hâline gelir.
Semboller ve Bedensel Metaforlar

Eklemler, hareketin mümkün olduğu yerlerdir. Edebiyatta hareket, değişimin sembolüdür. Bir eklemin ses çıkarması, değişimin zorlaştığını, sürtünmenin arttığını ima eder. Yaş almak, yük taşımak, tekrar eden hareketler… Hepsi anlatının arka planını oluşturur.

Semboller burada yalnızca estetik değil, işlevseldir. Diz bir eşik, omuz bir yük, boyun yön değiştirme metaforu olarak okunabilir. Hangi eklemden ses geldiği bile anlatının tonunu değiştirir.
Metinler Arası Bir Bakış: Beden ve Bilim

Edebiyat ile tıp arasındaki ilişki, metinler arası bir okumayı mümkün kılar. Anatomi kitaplarıyla romanlar, klinik vakalarla öyküler arasında gizli bağlar vardır. Doktorun muayene sırasında sorduğu sorular bile bir anlatı kurar: Ne zaman başladı? Ağrı var mı? Hareketle artıyor mu?

Bu sorular, edebiyatta karakter çözümlemesine benzer. Zaman, mekân ve bağlam olmadan anlam kurulmaz.
Okura Doğru: Senin Metnin Ne Diyor?

Kendi bedenini bir metin gibi okumayı hiç denedin mi? Eklemlerinden gelen sesler sende hangi çağrışımları uyandırıyor? Bir uyarı mı, yoksa yaşanmışlığın doğal bir yankısı mı? Belki de bu ses, durup dinlenmen gerektiğini fısıldayan bir anlatıcıdır.

Edebiyat bize şunu öğretir: Her ses anlamlı olmak zorunda değildir ama her ses dinlenmeye değerdir. Tıpkı hayatta olduğu gibi, metinlerde de bazı ayrıntılar gözden kaçtığında bütün eksik kalır.

Bu yazıyı okuduktan sonra, bedenine kulak verirken hangi hikâyeyi duyuyorsun? Ve bu hikâyeyi kiminle paylaşmak istersin: bir ortopedi uzmanıyla mı, bir fizik tedavi hekimiyle mi, yoksa daha derin bir anlam arayışı için bir romatologla mı?

Belki de asıl soru şudur: Bedenimizin anlattığı hikâyeleri gerçekten dinliyor muyuz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
ilbet casino