3 Aralık Neden Engelliler Günü? Bir Hikâye
Bazen bir gün, tarihlerden bir gün, insanların ne kadar değerli olduğunu, aslında hayatta neyin gerçekten önemli olduğunu anlatmaya başlar. Benim için 3 Aralık, sadece bir tarih değil, içine hüzün, umut ve keşif duygularını sığdıran bir gün. Her sene yaklaşırken biraz garip bir şekilde kalbim çırpınır. Çünkü Engelliler Günü’nün anlamı, bana her defasında bir şeyleri hatırlatır; hem de derinden.
Hikâyem, Kayseri’de geçen o soğuk Aralık günlerinden birine dayanıyor. Gerçekten, tam hatırlamıyorum, ama o günü asla unutmadım. Şu an bile yazarken içim ısınıyor, gözlerim doluyor. O zaman, biraz daha gençtim; belki 19 yaşında falandım. O dönemde gündelik hayatıma dair pek çok soruya cevap arıyordum. Ama 3 Aralık, o kadar derin bir iz bıraktı ki, ne hissettiğimi anlatmak hala zor.
Bir Sınıf, Bir Adam, Bir Gün
O gün, okulumda Engelliler Günü etkinliği düzenlenecekti. Her zaman olduğu gibi, okulda bu tür günlerin sadece etkinliklerle, konuşmalarla geçeceğini düşünüyordum. “Bugün bir şey değişmez,” diyordum, “yarın her şey yine aynı olacak.” Bu düşünce, aslında biraz hayal kırıklığından geliyordu. Çünkü insanların çoğu bu tür günlerde ses çıkarır, birkaç pankartla geçiştirir ve ertesi gün yine unuturlar. Ama o gün, bir şeylerin değişeceğini hissediyordum.
Okulda sabah, normalden biraz daha erken gitmiştim. O sırada sosyal hizmetler bölümünde okuyan birkaç arkadaşımın hazırladığı etkinliklerin bazıları son derece yüzeysel görünüyordu. Fakat bir anda, binanın köşesinde, odanın içine zarifçe girmiş, gülümseyen bir adam dikkatimi çekti. Bir tekerlekli sandalye kullanıyordu ve her adımında kararlı, ama bir o kadar da nazikti. O kadar içten bir gülüşü vardı ki, gözlerindeki o derin bakışı fark etmemek imkansızdı. Bir şeyler çok farklıydı. O adam, o an benim hayatımı değiştirecekti.
“Senin Adın Ne?”
Evet, bazen hayatta bir an vardır; her şey değişir. O adam, sınıfa girdiğinde hepimiz sessizleşmiştik. Bu adam, bir Engelliler Günü etkinliği için davetliydi ve çok kısa bir konuşma yapacaktı. O an, içimdeki o his yine canlanmaya başlamıştı. “Bir şeyler değişmeli,” diye düşündüm. İnsanlar sadece bir gün hatırlayıp sonra unutmamalıydı.
Adam, mikrofonu eline aldığında, gözlerindeki huzurla bakarak “Adım Erdal,” dedi. “Ve bugün size hayatıma dair birkaç şey anlatmak istiyorum.” Erdal, bir trafik kazasında bedeninin çoğunu kaybetmiş, ama bir şekilde hayata tutunabilmiş bir adamdı. Ancak ondan önce, kaybetmiş gibi hissettiği şey aslında hayatın kendisiydi.
Erdal’ın sesi titredi ama bir o kadar da güçlüydü. “Hayat, sadece fiziksel değil; ruhsal bir mücadeledir,” dedi. “Yıllarca, insanların bana sadece ‘engelli’ diye bakmalarından nefret ettim. Ama sonra fark ettim ki, engellilik sadece fiziksel değil, aynı zamanda kalbimde de bir engeldi. Benim engelim, başkalarına bakarak kendimi tanımlamamdı.”
İçimdeki mühendis bunu mantıkla açıklamaya çalıştı, ama içimdeki insan tarafı o kadar duygusal bir noktaya gelmişti ki, gözlerim dolmuştu. Erdal’ın söyledikleri, içimdeki o boşluğu dolduruyordu. Engellilik, bir insanın sadece bedeniyle ilgili bir durum değildi. Bir insanın engelli olma durumu, bazen toplumun ona nasıl baktığıyla ilgiliydi. Toplum, her zaman en dıştan en içe doğru bakarak insanların neyi başaramayacağını veya neye engel olamayacağını söylerdi. Ama Erdal, bunu bir kenara bırakıp kendi içsel gücüne yönelmişti.
3 Aralık’ı Anlamak
İlk kez o gün, 3 Aralık’ın anlamını gerçekten hissettim. Engelliler Günü, sadece engelli bireyleri anmakla kalmıyor, aynı zamanda toplum olarak bizlerin ne kadar duyarsızlaştığını ve nasıl daha fazla empati yapmamız gerektiğini de hatırlatıyor. Erdal’ın hikayesi, o anı bir dönüm noktası haline getirdi. 3 Aralık’ta sadece engelli insanların hikayelerini dinlemek değil, engelli olmanın sadece bedensel bir durum olmadığını anlamak gerektiğini öğrendim. Bu, insanların hayatlarını gerçek anlamda değiştirebilecek bir farkındalık.
Erdal’ın konuşmasından sonra, herkesin sessizce birbirine bakarken ben tam anlamıyla değişmiştim. O gün, Engelliler Günü’nün sadece bir gün olmadığını, bir yolculuk olduğunu fark ettim. Engelli bireyleri toplumda daha çok anlamalı, onlara sadece bir gün değil, her gün fırsatlar sunmalıyız. Erdal gibi insanların topluma katılımını engellemek, aslında bizim toplum olarak eksik olmamıza yol açar. Çünkü her insanın kendi değerini bilmesi ve başkalarıyla eşit şartlarda varlık göstermesi çok kıymetlidir.
Gerçekten Değişen Bir Şey Var mı?
Hikayemizin sonuna gelmişken, şimdi düşündüğümde bir şeyleri değiştirebilmenin, bir günün anlamını gerçekten kavrayabilmenin ne kadar kıymetli olduğunu anlıyorum. 3 Aralık, bana sadece “bugün” değil, “her gün” üzerine düşünmeyi öğretti. Engelli insanların yaşadığı zorlukları anlamadan, sadece günü geçiştirmek, ne kadar büyük bir eksikliktir. Ve şu an, 3 Aralık yaklaştığında, her yıl olduğu gibi bir kez daha kendime soruyorum: Gerçekten de bu günün anlamını yaşayabiliyor muyuz?
Duygusal olarak, 3 Aralık bana her defasında aynı soruyu hatırlatıyor: “Neden bir gün hatırlıyoruz, neden sadece bir gün farkındalık gösteriyoruz?” Gerçek değişim, hayatta neyin gerçekten önemli olduğunu anlamakla başlar. Bir insanın engelliliği, onun yaşamını zorlaştırırken, toplumsal duygusuzluk, hayatı daha da zorlaştırır.
İçimdeki mühendis diyor ki: “Değişim yavaş ama sürekli olmalı.” İçimdeki insan ise hala umutla bakıyor ve “Bir gün, sadece 3 Aralık’ı değil, her günü anacağız,” diye düşünüyor.
Sonuç
3 Aralık, benim için artık bir tarih değil, bir dönüm noktası. Erdal’ın hikayesi, tüm engelli bireylerin hayatlarına dair daha fazla şey öğrenmem gerektiğini ve empati yapmamız gerektiğini bana hatırlattı. Çünkü bazen, değişim sadece kalbimizde başlar. Birinin hayatını değiştirebilmek, bir sözle, bir bakışla, belki de sadece dinleyerek mümkündür. 3 Aralık, engelli bireyleri anmak için bir fırsat, ama en önemlisi; bu farkındalığı her gün hayatımıza taşımak.