Bir insanın kendi kararlarını verme hakkını belirleyen şey nedir? Bedensel bir engel mi, zihinsel yeterlilik mi, yoksa toplumun o kişi hakkındaki varsayımları mı? Bu sorular, yalnızca hukukla değil, etik, bilgi kuramı ve ontolojiyle de yakından ilişkilidir. Çünkü vekalet vermek, basit bir imza işleminden çok daha fazlasıdır: Kişinin iradesini ortaya koyması, güven ilişkisi kurması ve kendi hayatı üzerindeki söz hakkını kullanmasıdır.
Engelli raporu olan bir kişi vekalet verebilir mi? Türkiye’de genel olarak evet. Ancak engelli raporunun bulunması, kişinin otomatik olarak vekalet verme hakkını kaybettiği anlamına gelmez. Önemli olan, kişinin vekalet işleminin anlamını kavrayıp kavrayamadığı, iradesini özgürce açıklayıp açıklayamadığı ve ilgili hukuki koşulları taşıyıp taşımadığıdır.
Bu meseleye felsefi açıdan yaklaştığımızda, insanın özgürlüğü ile korunma ihtiyacı arasındaki hassas dengeyi daha iyi anlayabiliriz.
Etik, doğru ve yanlış davranışları, hakları ve sorumlulukları inceleyen felsefe dalıdır. Engelli bireylerin vekalet verme hakkı, etik açıdan iki temel soruyu gündeme getirir: Kişinin kendi kararlarına ne ölçüde saygı gösterilmelidir ve onu olası zararlardan korumak için ne zaman müdahale edilmelidir?
John Stuart Mill, Özgürlük Üzerine adlı eserinde bireyin kendi hayatına ilişkin kararlarında özgürlüğün önemini savunur. Bu yaklaşım, engelli bireylerin de kendi tercihlerini yapabilmeleri gerektiğini destekler.
Örneğin, fiziksel engeli nedeniyle noterliğe gidemeyen bir kişinin vekalet vermek istemesi, onun karar verme hakkını ortadan kaldırmaz. Gerekli koşullar sağlanıyorsa noterlik işleminin kişinin bulunduğu yerde yapılması değerlendirilebilir.
Buradaki temel etik ilke şudur: Fiziksel farklılık, irade özgürlüğünün yokluğu anlamına gelmez.
Immanuel Kant’ın ahlak felsefesinde insan, yalnızca başkalarının amaçlarına hizmet eden bir araç değil, kendi başına değer taşıyan bir varlıktır. Bu düşünce, engelli bireyin kararlarının ailesi veya çevresi tarafından otomatik biçimde geçersiz sayılmasına karşı önemli bir dayanak sunar.
Bununla birlikte, kişiyi koruma amacıyla alınan kararların da onun iradesini bütünüyle ortadan kaldırmaması gerekir.
Etik ikilem: Bir kişi yanlış karar verme ihtimali taşıyor diye onun karar hakkı sınırlandırılmalı mıdır? Yoksa hata yapma ihtimali, herkes gibi onun da özgürlüğünün bir parçası mıdır?
Bu sorunun yanıtı, kişiyi ne tamamen korunması gereken edilgen bir birey ne de koşullardan bağımsız bir karar makinesi olarak görmeyi gerektirir.
Bilgi kuramı (epistemoloji), bilginin kaynağını, sınırlarını ve doğruluğunu inceler. Engelli raporu olan bir kişinin vekalet verip veremeyeceği değerlendirilirken bu perspektif özellikle önem kazanır.
Bir rapor, kişinin sağlık durumuna ilişkin bilgi sunabilir. Ancak bu bilgi, tek başına kişinin belirli bir hukuki işlemi anlayıp anlayamadığını her zaman göstermez.
Engellilik; fiziksel, duyusal, zihinsel veya psikososyal farklılıklarla ilişkili olabilir. Bu durumların her biri, kişinin karar verme kapasitesi hakkında aynı sonucu doğurmaz.
Örneğin:
– Fiziksel engeli bulunan bir kişi, vekaletin anlamını ve sonuçlarını tamamen kavrayabilir.
– Görme engelli bir kişi, gerekli iletişim ve bilgilendirme desteği sağlandığında iradesini açıklayabilir.
– Zihinsel veya bilişsel güçlükleri bulunan bir kişinin ise somut işlemi anlayabilme durumu ayrıca değerlendirilmelidir.
Dolayısıyla engelli sağlık kurulu raporu ile hukuki işlem yapma ehliyeti aynı kavramlar değildir.
Bir kişinin konuşma biçimi, fiziksel görünümü veya tıbbi tanısı üzerinden karar verme yeterliliği hakkında kesin hüküm vermek, bilgi kuramı açısından sorunludur. Çünkü gözlemlediğimiz özellikler, kişinin zihinsel süreçlerinin tamamını açıklamaz.
Burada çağdaş engellilik felsefesinin önemli yaklaşımlarından biri olan sosyal model de devreye girer. Bu modele göre engellilik deneyimi yalnızca bireysel sağlık durumuyla değil, çevresel engellerle ve toplumsal tutumlarla da şekillenir.
Örneğin, iletişim kurmakta güçlük yaşayan bir kişinin iradesini açıklayamaması, her zaman karar veremediği anlamına gelmez. Bazen sorun, kişinin kapasitesinden çok uygun iletişim yöntemlerinin bulunmamasıdır.
Ontoloji, varlığın ve varoluşun temel özelliklerini inceleyen felsefe dalıdır. Engellilik bağlamında ontolojik soru şudur: Bir insanı bağımsız bir özne yapan nedir?
İnsanı yalnızca bedensel veya zihinsel özellikleriyle tanımlamak, onun kişiliğini, geçmişini, ilişkilerini ve tercihlerini göz ardı edebilir. Oysa insanın kimliği, yalnızca tıbbi kategorilerden ibaret değildir.
Geleneksel özgürlük anlayışı, bireyin başkalarından bağımsız karar vermesini öne çıkarır. Ancak çağdaş felsefede ilişkisel özerklik yaklaşımı, insanların kararlarını sosyal ilişkiler ve destek sistemleri içinde oluşturduğunu vurgular.
Bir engelli bireyin ailesinden yardım alması, onun iradesiz olduğu anlamına gelmez. Aksine, doğru destek kişinin kendi kararını daha açık biçimde ifade etmesini sağlayabilir.
Bu yaklaşım şu ayrımı önemli kılar:
– Kişinin kendi isteği doğrultusunda destek alması.
– Başkalarının, kişinin yerine karar vererek onun iradesini bastırması.
İlk durumda destek, özerkliği güçlendirebilir. İkinci durumda ise koruma gerekçesiyle hak kaybı ortaya çıkabilir.
Türkiye’de vekalet işlemlerinin temel çerçevesi Türk Borçlar Kanunu ve noterlik mevzuatıyla belirlenir. Türk Medeni Kanunu da fiil ehliyeti ve kısıtlılık konularında önem taşır.
Genel kural olarak, yalnızca engelli raporuna sahip olmak vekalet vermeye engel değildir. Değerlendirmede kişinin hukuki işlem yapma ehliyeti, iradesi ve somut işlemin gereklilikleri dikkate alınır.
Türk Medeni Kanunu’nun 10. ve devamındaki hükümler fiil ehliyetiyle, 13. maddesi ise ayırt etme gücüyle ilgilidir. Kısıtlılık ve vesayet durumları da ayrıca değerlendirilmelidir.
Noter, işlemin koşullarına göre kişinin iradesini ve işlemin anlamını kavrama durumunu değerlendirebilir. Gerekli görülürse sağlık raporu istenmesi gündeme gelebilir. Bununla birlikte, sağlık raporu gerekliliği her engelli birey için otomatik bir şart değildir; somut durum ve ilgili mevzuat belirleyicidir.
Fiziksel engel nedeniyle noterliğe gidemeyen kişiler için noterlik hizmetinin kişinin bulunduğu yerde sunulması imkânı da ilgili koşullar çerçevesinde araştırılabilir.
– Vekaletin hangi işlem için verileceği açıkça belirlenmelidir.
– Kişinin iradesini özgürce açıklayabilmesi sağlanmalıdır.
– İletişim desteği gerekiyorsa uygun yöntemler kullanılmalıdır.
– Kısıtlılık veya ayırt etme gücüyle ilgili bir şüphe varsa hukuki durum somut olarak incelenmelidir.
– İşlemin gerektirdiği özel belgeler ve noterlik koşulları önceden öğrenilmelidir.
Engelli raporu olan bir kişinin vekalet verip veremeyeceği sorusu, hukuki bir işlemden daha derin bir meseleyi ortaya çıkarır: İnsanların kendi hayatları üzerindeki söz hakkını hangi ölçütlerle tanıyoruz?
Etik, kişinin özgürlüğü ile korunma ihtiyacı arasındaki dengeyi sorgular. Bilgi kuramı, bir rapordan veya dış görünüşten hareketle kişinin karar verme yeterliliği hakkında ne kadar kesin konuşabileceğimizi hatırlatır. Ontoloji ise insanı tek bir tanıya, bedensel özelliğe veya toplumsal etikete indirgemememiz gerektiğini gösterir.
Hukuki açıdan engelli raporu tek başına vekalet vermeye engel değildir; kişinin işlem yapma ehliyeti, iradesi ve somut koşullar önemlidir.
Belki de asıl soru şudur: Bir insanın kendi kararını verebildiğini anlamak için önce onu dinlememiz mi gerekir, yoksa onun hakkında hazırlanmış belgelere bakmamız yeterli midir? Özgürlüğü korumak ile insanı korumak arasındaki sınırı nerede çizmeliyiz? Bu sorular, yalnızca engelli bireylerin değil, insan onurunu ve adaleti önemseyen herkesin düşünmesi gereken meselelerdir.
Bu içerik, Engelli raporu olan bir kişi vekalet verebilir mi hakkında kısa sürede fikir edinmek isteyenler için tamamlandı.